Bugün Güzel Bir Gün

Günlerce bulutlu, yağmurlu havadan bunalmıştım. Bugün güzel bir gün. 
Dün gece yarısı odama geldim. Güzel sıcak bir duş aldıktan sonra bilgisayarımdaki kitap koleksiyonuna bir göz attım. Okuduğum romanın tadı kaçmıştı artık. Aynı yazara ait 6 kitaplık bir serinin son kitabı ve artık bitmesine sadece birkaç yüz sayfa kalmışken okumayı bırakmaya karar verdim. Çünkü en sevdiğim karakter bütün gizemiyle birlikte öldükten sonra kitaba devam etmek sadece diğer karakterin acılarını okumaya razı olmak demek ve ben kesinlikle bu tür bir ruh halinde olmak istemiyorum şu aralar. 
Sonunda romanları bir kenara attım ve kişisel gelişim tarzı kitapların olduğu bir klasöre göz gezdirmeye başladım. Birden gözüme çarpan bir kitabı sadece merak yüzünden okumaya başladım. Kitabın adı " The Women Men Adore and Never Want to Leave" Neymiş bu erkeklerin bırakamadığı, taptığı, hayran olduğu kadın tipi diye merak ediyordum.:) 20 sayfa kadar okudum.Açıkcası çok aydınlatıcı bir kitap :)  Bir erkeğin gözünden yazılmış. Bir takım yaralarıma tuz basmış oldu ama yine de aydınlandım. Son erkek arkadaşımın neden sürekli erkek gibi davrandığımı söylediğini ve benim de ne demek istediğini  neden anlamadığımı çözmüş oldum. Bu gece kitaba devam edip bitince bu konuda ayrıca bir yazı yazmayı düşünüyorum. Bu arada kitabın yazarı "Bob Grant "  
20 sayfa sonunda iyice uykum geldiği için uykuya dalmak hiç problem olmadı. Işığı kapatmadığım halde dinlenmiş bir şekilde uyandım.Saat 6:00 idi ve ben ışığı kapatıp tekrar yattım. Saat 7:00de telefonun sesine uyandım. Müşteriler 9:30da geleceklerini bildirmek için arıyorlardı. Ne olurdu yani 9:00'da felan arasalar da uykumu bölmeseler dedim ama artık uykum açılmıştı. 
Bir saat kadar dönüp durduktan sonra 8:00de kalkıp ofise geçtim. Bilgisayarı açıp programı bugüne devrettim. Döviz kurlarını da girdikten sonra telefonu yönlendirip kahvaltıya gitmeyi planlıyordum ki birden dolabın altında bir karmaşa olduğunu farkettim. Son zamanlarda karşılaşıp durduğum şu beyaz kedi ofise girip dolabın altındaki açık bölmede duran havuçlu cevizli keki bir güzel mideye indirmişti. Süpürgeyi bulup güzelde ortalığı süpürüp temizledikten sonra fincanımı alıp restorana çıktım. 
Restoran bomboştu. Kamil abi yoktu. Meral ise birkaç günlüğüne de olsa bir saat fazla uykuyu hakettiğinden geç geliyordu. Mutfağa gidip güzel bir kahvaltı tabağı hazırladım. Benim için günün en önemli yemeği kahvaltı. Öğlen ve akşam yemeklerini genellikle bisküvi, salata, tost vesaire ile geçiştiriyorum. Çünkü burada pişen yemekler benim damak tadıma hiç mi hiç uygun değiller. Bir İzmirli olarak çok geniş bir sebze yemeği kültürüm olmasına rağmen buranın yemeklerinin pişme şekli, kullanılan yağlar ve baharatlar bana tuhaf geliyor. Sadece birkaç saat uzaktayım evden oysa. 
Kahvaltıdan sonra bara girip bilgisayarı ve müziği açtım. Birkaç güzel albümü sıralayıp müziğin sesini kıstım ki müşteriler gelince müziği açsınlar. Elemanlar bu İbrahim Ferrer, Bueno Vista Social Club, Company Segundo tarzı albümlere pek sıcak bakmadıkları için müşteri olmadığında müzik onlara işkence gibi geliyor :) 
Müşteriler saat 10:00da gelebildiler ancak. Büyük araç gönderdiğim için en uzaktaki marinadan buraya yürümek zorunda kalmadılar. Tabi ki bir teşekkür duymadım kendilerinden. Kamil abiye göre çok cimrilerdi. Bavulları o taşıdığına göre kesinlikle benden daha iyi tahlil etmişti. :) Ben ancak işin muhabbet kısmını ve oda ödemesini görüyordum. Ardından ben de bara çıkıp güzel bir müzik açtım. Kahvaltı müziği artık baymıştı herkesi. Ben de biraz yunan müziği, biraz Bob Marley, biraz Cafe Del Mar'dan oluşan bir karışık liste yaptım. Bardaki arkası kırık bar sandalyesine oturdum. Sigaramı yaktım. Kitabımı aldım. Kendini Cristopher Colombus sanan adamın öyküsünü okumaya devam ettim. Lynn bu kitabı bana ilk getirdiği gün başladığım halde sadece barda olduğum zamanlarda okuduğum için bir türlü bitmedi bu kitap. Ama çok hoş bir öykü. Tutku, macera, heyecan, gizem dolu bir hikaye. (Waiting For Colombus) Sonunu gerçekten merak ediyorum. Ama son sayfayı okumayacağıma söz verdim. Çünkü birçok insan kitabı eline alınca son sayfasını ve ilk sayfasını okur. Ben de bunu çok sık yapıyordum ama bu kitapta yapmayacağıma söz verdim kendime. Merak etmeye ve heyecanla okumaya devam. 
Müşteriler havuz kenarında yayıldılar. Güneşleniyor arada buz gibi havuza giriyorlar ama hiçbiri nedense bir şişe su bile almadı bardan. Kesinlikle boşuna bekliyorum diye söylene söylene iki kahve, bir yeşil çay ve bolca su içtim :) Sonunda yemek yemeye karar verdiler ama bunun için de beş yada altı kere menü ile şezlong arasında gidip geldiler. Yemek siparişlerini almak başlı başına eğlenceydi. Almanlar tuhaf insanlar. Bu gruptakiler oldukça hoş insanlar üstelik. Fazla uğraştırmadan güzel bir sohbet eşliğinde siparişlerini verdiler ve ben onlar yemek yerken ortadan kaybolup, önce alışveriş listesini patrona ilettikten sonra  resepsiyona indim. 
Güzel bir müzik eşliğinde bloguma yazıyorum. Günümü kaydediyorum. Güzel bir gün olduğunu ispatlıyorum.
Müşteriler ise şimdi 20 km uzaklıktaki şehre gitmek için toparlanıyorlar. Gece yarısı dönmeyi planlıyorlar. Dolmuşla gidip taksiyle dönecekler. Bu arada ben de belki bir saatlik bir ara verip gidip uyurum. Tabi ki köpeğimiz herkese havlamayı kesip sakinleşirse. Yoksa odama çok yakın olduğu için uyumam mümkün olmaz. Kimbilir belki birazdan susar. 
Ama bugün güzel bir gün. Dilerim herkesin günü güzel geçsin.Tüm sevdiklerim sağlıklı ve güvende olsunlar.

Yorumlar